Şub
Medya, medya söyle bana!
Her gün, her saat, her dakika, her saniye, hatta her salise… Dünya kalabalık, gündem yoğun, insanların hayata bakış açısı farklı. Manşetlere taşınan haberler de çeşit çeşit. Herkes kendi penceresinden gördüğü dünyayı yansıtmaya çalışıyor. Böyle olunca bir haber birkaç anlama birden bürünebiliyor.
Gazeteciliğin ilk kuralıdır, tarafsızlık. Siyasi görüş, hayata bakış açısı hangi pencereden olursa olsun, haberin olduğu gibi yansıtılması gerekir. Peki, gerçekten böyle mi? Farkındasınızdır, bunların sadece kitaplarda yazılanlardan ibaret olduğuna. Zamanın getirdiği değişim gibi bunlarda değişeme temsili meslek kuralları sadece. Gerçek hayatta işler biraz daha değişiyor ve deli saçması olarak görünüyor. Ağızlar başka söylüyor, kalpler başka… Çünkü her şeyde olduğu gibi tarafsızlık kelimesi de kişisel çıkarlar doğrultusunda kullanılıyor.
Tekelleşmeye giden bir medya, çıkar güçlerinin silah gibi kullandıkları yazılı ve görsel basın… Acaba okuduklarımızın gerçekten kaçı doğru? Bu kadar yoğun bir bilgi kirliliğinde, doğrular cımbızla çekilip çıkarılacak kadar az. Acıdır ki, bu kadar yoğun bilgi bombardımanına tutulunca, yanlış aktarılan şeyleri bile anlayamaz hale geliyor insan. Anlamamaya başlayınca da, öğrenmekten korkuyor, bilgilenmekten kaçıyor. Öne sürülen her şeyi kabul ediyor. Fikirlerimiz değersizleşiyor, bilgileri dikte ettiren insanlar kutsallaşıyor.
O zaman savunmasız okuyucular olarak ya ellerimiz, gözlerimiz bağlı okuduklarımıza, gördüklerimize, işittiklerimize inanmak ya da bir çıkış yolu yaratmak zorundayız. İşte bunun için medya okuryazarlığı denilen bir kavram ortaya çıktı. Bilgi kirliliğinde hepimizin alt metinleri okuyabilmemiz, sorgulayan ve sorgulatan bireylere dönüşmemiz adına… Bu kavram tüm dünyada büyük yankılar uyandırıyor. Çünkü teknoloji gelişiyor, uyanan insanların kafalarına vurup hafızalarını silmek gerekiyor.
İşte bu yüzden özgür basın çok önemli. Dünyada olup bitenleri anlayabilmek adına doğru şeyleri seçip, at gözlüklerimizi bir kenara atmalıyız. Savunulan şeylerin karşıt görüşlerine de kulak kabartmalıyız. Yoksa Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’i de diktatör olarak kabul ederiz, ekonominin de çok iyi olduğunu zannederiz.
Söyle bana medya, kim doğru söylüyor kim yalan?